Bir alışkanlığı sürdüremediğimizde ya da bir davranışı ertelediğimizde çoğumuzun aklına ilk olarak “demek ki iradem zayıf” geliyor. Oysa bu etiket hem bilimsel olarak sorunlu olduğu gibi gereksiz bir suçluluk da üretiyor. 
Beynimiz evrimsel olarak yemek yemek ve dinlenmek gibi kısa vadeli hazlara ve rahatlığa daha yatkın oluyor. Uzun vadeli hedefler ise çoğu zaman anlık bir haz üretmiyor; aksine çaba gerektiriyor. Bu nedenle ders çalışma veya egzersiz gibi bir davranışı yapmak makul ve yararlı olsa bile onu erteleyebiliyoruz. Bu durumu bir karakter kusuru olarak değil, beynimizin doğal işleyişinin parçası olarak görmeliyiz.

İrade sabit bir güç ya da herkeste aynı çalışan bir kapasite değil; beynimizin haz arayan otomatik davranışlarımızla, uzun vadeli hedeflerimiz arasında denge kurmaya çalışan bir düzenleme sürecidir. Bu süreç uykusuzluk, stres, duygusal yükler, açlık ve zihinsel yorgunluk gibi koşullardan etkilendiğinden bugün sürdürdüğümüz bir davranışı yarın sürdüremememize “irade zayıflığı” diyemeyiz.

İrade yaygın olarak hazzı erteleyebilme kapasitesi olarak tanımlansa da hazzı ertelemek yalnızca bireysel kararlılıkla gerçekleşmiyor. Stres düzeyimiz, yaşam yükümüz, ruhsal durumumuz ve sahip olduğumuz destek sistemi bu kapasiteyi doğrudan belirliyor. Zor dönemden geçen biriyle hayatı görece daha istikrarlı olan birinin aynı disiplini göstermesini beklememeyiz.
Gün içinde defalarca devreye giren bu düzenleme süreci ne kadar çok karar verirsek, kendimizi tutarsak ve baskı altındaysak o kadar çok zorlanıyor. Bu nedenle daha yorgun olduğumuz akşam saatlerinde abur cubura daha fazla yönelmek veya ertelemeye daha yatkın olmak epey öngörülebilir ve insanî oluyor. Sınırlı bir kaynak olan iradeyi kusurlu gibi görmek ve bunu “irade zayıflığı” diye adlandırmak doğru değildir.

Bir davranışın sürdürülmesinde belirleyici olan çoğu zaman irade değil, çevresel düzenekler oluyor. Bu nedenle sürdürülebilir değişim çoğu zaman “daha çok dayanmak”tan değil, koşulları daha az dayanma gerektirecek hale getirmekten ve kolaylaştırmaktan geçiyor.
Örneğin diyet yaptığınız hâlde mutfağınızın çekmecesinde abur cuburların olması gibi…

Kendimize “iradem zayıf” dediğimizde;
- sorunu yanlış yerde arıyoruz,
- gereksiz bir suçluluk üretiyoruz,
- öğrenilmiş çaresizliği besliyoruz.
Oysa çoğu zaman sorun iradenin kendisinde değil, sürdürülemez hedefler ve destekleyici olmayan koşullarda oluyor. Kendimizi etiketlemek yerine koşulları ve beklentileri yeniden düzenlemek çok daha gerçekçi ve şefkatli bir yaklaşım olacaktır. Sağlıklı günler.
4 yorum
Oruç tutanların yaşayabileceği psikolojik etkiler – Momentum · 24 Nisan 2020 13:51 tarihinde
[…] yiyecek ve içeceklerden uzak durmak, kısıtlı bir kaynak olan irade gücünü kullanmayı gerektirdiğinden bu süre içinde yoğun fiziksel ve zihinsel çaba gerektiren işler […]
Diyete uyum sağlamayı engelleyen düşünce hataları – Momentum · 24 Nisan 2020 18:12 tarihinde
[…] beslenme düzeni değişikliğidir ve her zaman aynı motivasyona sahip olmayabilirsiniz. Bu sizin irade sorununuz olduğunuzu […]
Bu düşünce hataları diyete uyum sağlamanızı engelliyor – Momentum · 24 Nisan 2020 18:30 tarihinde
[…] beslenme düzeni değişikliğidir ve her zaman aynı motivasyona sahip olmayabilirsiniz. Bu sizin irade sorununuz olduğunuzu […]
Bu düşünce hataları diyete uyum sağlamanızı engelliyor – Momentum Sağlık · 11 Ocak 2021 11:15 tarihinde
[…] beslenme düzeni değişikliğidir ve her zaman aynı motivasyona sahip olmayabilirsiniz. Bu sizin irade sorununuz olduğunuzu […]