Cafe de Paris sosu, özellikle et yemekleriyle birlikte servis edilen yoğun aromalı bir tereyağı sosu olarak biliniyor. 1930’larda Cenevre’deki Café de Paris restoranında ortaya çıkan bu sos, kısa sürede dünya mutfağında popüler hâle geliyor. İçeriğinde tereyağı, hardal, sarımsak, çeşitli otlar ve baharatlar bulunuyor; bu yüzden de tek bir standart tariften söz etmek zor…

Cafe de Paris soslu biftek
Bu sosun aromatik gücü, içerdiği baharat ve ot karışımından geliyor. Maydanoz, kekik, kapari, sarımsak ve hardal gibi bileşenler antioksidan ve biyolojik aktif bileşikler içeriyor. Ancak sosun temel bileşeni olan tereyağı doymuş yağ açısından bir hayli zengin olduğu için porsiyon kontrolü önem kazanıyor.

2017’de yayımlanan geniş kapsamlı bir meta-analiz, yüksek tereyağı tüketiminin mortalite ve kardiyo-metabolik risklerle zayıf ama ölçülebilir bir ilişki gösterdiğini¹ bildiriyor.

Şenol Yıldız’ın eğitim ve etkinliklerine buradan ulaşabilirsiniz.
Bu nedenle Cafe de Paris sosu gastronomik açıdan güçlü bir lezzet sağlıyor ancak günlük beslenmede ana bileşen hâline getirmek pek de makul görünmüyor. Eğer et yemeklerini daha sağlıklı hâle getirmek istiyorsanız porsiyonu küçük tutmak ve yanında lif açısından zengin sebzeler tüketmek faydalı oluyor.

Şenol Yıldız
Özellikle kalp-damar sağlığını önemseyen bireylerin doymuş yağ kaynaklarını sınırlaması öneriliyor. Dengeli bir beslenme planı için diyetisyen ile görüşmeniz ve sos tüketimini genel diyetiniz içinde değerlendirmeniz daha doğru bir yaklaşım oluyor.
¹ Pimpin L. ve ark., BMJ, 2017, doi.org/10.1136/bmj.j2497
Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi siz de paylaşın!