Banka hesap bilgilerimiz, e-posta üyeliklerimiz, sosyal medya hesaplarımız ve oynadığımız oyunlar gibi dijital ortamlarda kurduğumuz ilişkiler dijital kimliğimizi oluşturuyor.

Özellikle etkileşimli dijital ortamlardaki paylaşımlarımız, yorumlarımız, oyuncu kimliklerimiz ve mesajlaşmalarımız birer kimlik izi oluşturuyor. Bu izler başkaları tarafından nasıl görülmek istediğimizle ilgili olsa da zamanla kendimizi nasıl gördüğümüzü de etkiliyor.

Farklı platformlarda farklı benlik izleri ile oluşturduğumuz dijital kimlikler arasında uyumsuzluk ve çatışma ortaya çıkabiliyor:
- İnstagram’da neşeli ve mutlu,
- LinkedIn’de profesyonel,
- Tinder gibi tanışma uygulamalarında flörtöz,
- X’de öfkeli, eleştirel ve saldırgan,
- Whatsapp’taki her grupta farklı imaj sunacak şekilde davranmamız dijital kimliğimizin parçalı ve dağılmış olmasına neden oluyor.

Yukarıdaki platformlarda zaten bahsedildiği gibi davranılması gerektiğini düşünebilirsiniz. Gerçek hayatta da iş yerinde profesyonel, arkadaşlar arasında eğlenceli ve bir tartışma ortamında eleştirel olabilirsiniz.

Bu doğru olsa da gerçek sosyal ortamlarda kimliğimizden çok fazla uzaklaştığımız söylenemez. Örneğin; giyim tarzımızı ortama göre değiştirsek bile bedenimiz, ses tonumuz ve mimiklerimiz gibi kimliğimizi oluşturan özellikler aşağı yukarı sabit kalıyor.

Dijital ortamlarda ise gerçekte olduğundan bambaşka bir imaj inşa etmemiz mümkün. Bu imajların her platformda birbirinden farklı olması olumsuz sonuçlar doğurabilir:
- Benlik algımızı değişebilir.
- Her platformda ayrı bir rol sürdürmek yorucu olabilir.
- Gerçek duygularımızı ve düşüncelerimizi bastırıyor olabiliriz.
- Dijital kimliğin sunduğu özsaygı takipçi ve beğeni sayısı gibi değişkenlere bağlı olduğundan kırılganlığımız artabilir.

Dijital kimliklere sahip olmak günümüz dünyasında neredeyse kaçınılmaz oluyor. Dijital farkındalıkla hareket etmek bu kimlikler arasındaki çatışmayı yönetmeye yardımcı olabilir.
Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi siz de paylaşın!