Glüten son yıllarda en çok konuşulan besin bileşenlerinden biri olarak gündemde yer alıyor. Kimi zaman vücut ağırlığındaki artışın, kimi zaman şişkinliğin, kimi zaman da gizli inflamasyonun sorumlusu olarak gösteriliyor. Peki glüten gerçekten herkes için sorun mu oluşturuyor, yoksa bazı durumlarda gereksiz bir korku mu yaratıyor?

Glüten; buğday, arpa ve çavdarda bulunan bir protein grubu olarak biliniyor. Özellikle çölyak hastalığında bağışıklık sistemi glütene karşı anormal yanıt veriyor ve ince bağırsakta hasar gelişiyor. Çölyak hastalığı, genetik yatkınlığı olan bireylerde ortaya çıkıyor ve tek etkili tedavi yaşam boyu glütensiz beslenme olarak uygulanıyor. Çölyak hastalığı üzerine yayımlanan kapsamlı bir derleme¹ hastalığın tanı ve tedavisinde glütensiz diyetin zorunlu olduğunu ve bağırsak mukozasının ancak bu şekilde iyileştiğini gösteriyor.

Bunun dışında çölyak dışı glüten duyarlılığı olarak adlandırılan bir tablo da tanımlanıyor: Bu bireylerde klasik çölyak bulguları saptanmıyor ancak glüten alımı sonrası şişkinlik, karın ağrısı, hâlsizlik gibi semptomlar gelişebiliyor. Ancak burada mekanizma hâlâ netleşmiyor; bazı çalışmalarda sorumlu bileşenin glüten değil, buğdaydaki FODMAP’ler olabileceği öne sürülüyor. Yani her glüten hassasiyeti sandığınız gibi bağışıklık temelli ilerlemiyor.

Öte yandan glütensiz beslenmenin sağlıklı bireylerde doğal olarak daha sağlıklı bir seçenek olduğu düşünülmüyor. 2017 yılında yayımlanan geniş ölçekli bir prospektif kohort çalışması² glüten alımının kalp-damar hastalığı riskini artırmadığını aksine tam tahıl tüketiminin azalmasının kardiyovasküler riskle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Bu bulgu, gerekli olmayan glütensiz diyet uygulamalarının uzun vadede lif alımını azaltabileceğini ve metabolik sağlık üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini düşündürüyor.

Şenol Yıldız
Longevity perspektifinden bakıldığında ise asıl belirleyici olanın glüten değil toplam beslenme paterni olduğu görülüyor. Tam tahıllar, posa, polifenoller ve bitkisel proteinler açısından zengin bir diyet modeli; inflamasyonun azalması, bağırsak mikrobiyotasının desteklenmesi ve metabolik sağlığın korunması ile ilişkilendiriliyor. Glüten içeren tam tahıllar, çölyak tanısı olmayan bireylerde bu faydaların bir parçası olarak yer alabiliyor.

Glüten herkes için zehir olarak ilerlemiyor. Eğer çölyak tanınız varsa ya da doğrulanmış bir glüten duyarlılığınız bulunuyorsa glütensiz beslenme yaşamsal önem taşıyor. Tanı almadan yalnızca sosyal medya etkisiyle glüteni hayatınızdan çıkarmak, posa alımınızı azaltıyor, beslenme çeşitliliğinizi kısıtlıyor ve uzun vadede metabolik risk yaratabiliyor.

Şenol Yıldız
Sindirim şikâyetleriniz varsa kendi kendinize kısıtlama yapmak yerine bir sağlık kuruluşuna başvurarak tıbbi tanınızı netleştirin, sonra diyetisyeninizle görüşerek stratejinizi belirleyin. Moda akımlara değil, kanıta dayalı beslenmeye yönelin.
¹Rubio-Tapia et al., 2016, The New England Journal of Medicine, DOI: 10.1056/NEJMra1600265 ²Lebwohl et al., 2017, BMJ, DOI: 10.1136/bmj.j1892
Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Görüşlerinizi siz de paylaşın!